Türkiye'de bir ilk! Adana Şehir Hastanesinde başladı


Adana Şehir Hastanesinde yeni doğan bebeklerin kaçırılmasına ve karışmasına karşı çipli Pembe Takip Kod Sistemi uygulanması başlatıldı. Türkiye’de ilk defa uygulanan sistem Amerika’da ‘Sağlıkta En İyi Radyo Frekansı ile Tanımlama Teknolojisi (RFID) Çözümü’ ödülü aldı.
Adana’da uygulanmaya başlayan Pembe Kod Takip Sistemi ile yeni doğan bebeklere ve annelerine çipli bileklikler takılıyor. Bilekliğin takılmasıyla annenin bulunduğu odadan bebek çıkarıldığı an hareket sensörlerinin devreye girmesiyle alarm çalıyor, servis kapıları otomatik kilitleniyor, güvenlik güçlerine giden acil kodlu mesaj ile güvenlikler alarm çalan servise yönlendiriliyor.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği İdari Sorumlusu Doç. Dr. Raziye Narin, uygulamadan hem hastalar hem de çalışanların son derece memnun olduğunu iş yoğunluğundan dolayı ‘gözden bir şey kaçacak’ endişesini artık yaşamadıklarını söyledi. Doç. Dr. Raziye Narin, Adana Şehir Hastanesinde bebekler için çok yüksek güvenlik önlemleri aldıklarını kaydederek, “Pembe kod uygulamamızda annelere doğum yaptıkları andan itibaren hem kendi kollarına hem de bebeklerinin kollarına özel cihazlar içeren, çipli bileklikler takmaktayız. Öncelikle annenin bilgilerini içeren, içerisinde özel cihaz olan pembe bir bileklik hazırlanıyor. Bu cihazla birebir eşleştirdiğimiz bebek için hazırlanan yeşil renkli cihazımız var. Bunun içerisinde de bebek takip sistemi adı verilen özel bir sistem var. Bunu da bebeğin koluna ya da ayak bileğine takıyoruz” dedi.
Türkiyede bir ilk Adana Şehir Hastanesinde başladı
Sistemin bebeğin koluna taktıktan hemen sonra aktive olduğunu belirten Doç. Dr. Narin, “Aktive olduktan sonra da bebek için güvenli bir alan belirleniyor. Bu alan bebeğin doğduğu, annenin içinde kaldığı oda. Bu oda içerisinde çeşitli hareket sensörleri var. Bu sensörler bebeğin hareketlerini hemen algılıyor. Eğer anne odada tek başınaysa, lavaboya gittiğinde veya uyuya kaldığında bile bebeğin asla habersiz bir şekilde odadan dışarı çıkarılması söz konusu olmuyor. Bu nedenden dolayı anneler de çok mutlu oluyor” diye konuştu.
Doç. Dr. Raziye Narin, Bebeğin dışarı çıkarıldığında hareket sensörlerinin bebeğin hareketlerini algıladığını vurgulayarak, “Tüm birimlerimize uyarı sinyalleri gidiyor. Servisin tüm kapıları kapanıyor. O anın kamera görüntüleri monitörlere yansıtılıyor. Tüm güvenlik birimlerini derhal sinyalin geldiği bölgeye intikal ediyorlar. Böylece bebeğin habersiz bir şekilde anne odasının dışına çıkarılması engellenmiş oluyor” ifadelerini kullandı.
Şehir Hastanesi Bilgi Teknolojileri Yöneticisi Mesrur Sölpüker de çipli bileklikler ile RFID teknolojisi üzerinden bebek kaçırma önleme eyleminin en yüksek teknolojiyle uygulandığını söyledi. Sölpüker, Adana Şehir Hastanesinde kurulan sistemin Amerika’da ‘Sağlıkta En İyi RFID Çözümü Ödülü’ aldığını belirterek, “Çipli uygulamamız donanım ve yazılım olarak yüzde 100 ülkemizde üretilmiştir. İlk defa Şehir Hastanelerinde uygulanan bir sistemdir. Bebeklerimiz bu sistemle, en son teknolojiyle korunmaktadır” dedi.
Yeni doğum yapan anne Safiye Taş ise kendisine ve bebeğine çipli bileklik takılmasının ardından uygulamadan çok memnun olduğunu söyleyerek, “Çok güzel bir uygulama. Bebeğimle kendimi daha güvende hissediyorum. Tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.

Elon Musk: Eğer Bir Çözüme Ulaşacaksanız, Gerçeklik Kesinlikle Önemli

Malumunuz bugünlerde gündemimizde Elon Musk fırtınası esmekte. İlgili ilgisiz pek çok kişinin bir şekilde kendisinden haberdar olduğu Musk, bu hafta içinde ülkemizdeydi. Çeşitli görüşmeler yapmak için başta Cumhurbaşkanlığımız olmak üzere pek çok görüşme yaptı. Önde Atatürk ile ilgili paylaşımları olmak üzere yoğun bir ilgi ile karşılaştı.
Gündemin genel geçer yoğunluğu ve ilgisi dışında Elon Musk ile ilgili geriye kalanlar bir yana, bizim en çok etkilendiğimiz ve ilgimizi çeken, kendisi ile yapılmış olan bir röportaj oldu.
Özellikle "Neden" sorusu ve "Gerçeklik" ile vurguları ilgimizi çekmeye fazlasıyla etkili oldu. Kanaatimizce pek çok sıkıntının oluşması, büyümesi, daha farklı sıkıntılara yol açması, hatta çözümsüzlük sarmalına girmesindeki en önemli konu “Neden” sorusunun hakkıyla sorulup, “Gerçek” cevaplarının verilememesi/bilinememesi/fark edilememesidir. “Neden ve Çünkü” diye isimlendirdiğimiz yaklaşımın eksikliği pek çok konuyu bu çıkmaz süreçlere sürüklemektedir. Bu açıdan, sayın Musk’ın bakış açısı dikkatimizi bu röportaja odaklamıza neden oldu. Umarım sizlerinde ilgisini çeker ve okuduğunuza değer……. iyiturks
Elon Musk'ın hayat hikâyesini sizlere daha önce anlatmıştık. Ancak bunun yanında Musk'ın hayata, eğitime, çalışmaya ve girişimciliğe dair çok önemli sözleri var. Elon Musk'ın ilgi çekici sözlerinden bazılarını, 'Geleceği İnşa eden Adam: Elon Musk' adlı kitaptan derledik...
Elon Musk hangi kitabı öneriyor?
Varoluşsal bir bunalım geçiriyordum ve hayatın anlamını çözebilmek için çeşitli kitaplar okuyordum. Çünkü hayat oldukça anlamsız geliyordu. Nietzche ve Schopenhauer'in 14 yaşında okumamanız gereken kitapları vardır ve bu kötü, olumsuz bir durumdu. Daha sonra bana çok faydası dokunan Otostopçu'nun Galaksi Rehberi'ni okudum.
Bu bana asıl zorluğun sorulması gereken sorular bulmak olduğunu, ama bir kere bunu başardığınızda geri kalanının gerçekten kolay olduğunu öğretti.
En iyi öğretmeni kimdi?
En iyi öğretmenim ilkokul müdürümdü. Matematik öğretmenimiz işten ayrılmıştı ve müdürümüz onun yerine işe girmeye başlamış yıllık ders programını hızlandırmıştı. Dersin ilk yarısında süratle çalışmak ve fazladan ev ödevi yapmak zorundaydık. Sonra da onun 2. Dünya Savaşı zamanındaki askerlik anılarını dinlerdik. Ödev yapmazsak anılarını anlatmıyordu. Herkes ödevini yapıyordu.
Eleştirel düşünme nasıl olur?

Şiir Geri Gelmeli

Şiir, insan ruhunun ehlileşmeye, olgunlaşmaya, medeniyete aşk ile yol almış halinin kelimelerle dışa vurumudur. Bu yolda gidilen her an, insanlığı medeniyete götüren sevdalı birer adımdır.
Medeniyetten kastımız, teknolojinin çepe çevre sarmaladığı, insani eylemlerimizi ele geçirdiği ve neredeyse insana düşünmesini, konuşmasını, hareket etmesini yasaklayan; Modern dünyanın, yapay ışığı ile kör edip, kaotik cümbüşü ile sağırlaştırarak insanlığı kaskatı bir hale getirdiği soğuk hava hapishanesi değil.
Medeniyetten kastımız, insan ufkunu açan, zihninde erdemli, çalışkan, aşkın en ateşli, en oldurucu kavını barındıran bir gelişim, bir gidişat, bir inşa alemidir.
Şiire giden yol, şiire uygun yol böyle medeni bir çizgide olan zihinlerde aşkın alev almasıyla hareket bulandır.
Günümüzde bu medeniyet çabası durduğundan, engellendiğinden, ötelendiğinden, unutturulmak istenildiğinden şiire çıkan yollar viraneleşmiş, işlerliğini kayıp etmiştir. Hele ki yeni nesiller de, yabancılaşmış, zihinlerde sakınılan, uzak durulan itici bir olgu halini almıştır.
Mehmet Akif’in benzetmesine nazire edercesine ifade etmek isteriz ki, yeni nesillerde ki bu halin sebebi; Modernitenin zehirli ısırığı neticesinde, “modernizm kudurması” yaşayan zihinler, bu hakiki medeniyete ait her olgudan, her eserden uzak durmakta, itici bulmakta ve yaklaşamamaktadır.
Bu yollarda oluşan her iz, evrende bir yıldız misali ışıdığından, ne yazık ki insanlığın bu medeniyetten doğan hakiki aydınlığı sönmüştür.
Günümüzde Postmodern ve ötesi tepkilerle tekrar bir yol bulmaya çabalayan bu medeniyet arzusu, öncelikle sanatta rüştünü ispat edip, ancak ondan sonra tüm insanlığa yeniden umut olabilecektir.
İşte, bunun kelimelerde hayat bulacağı ve gönüllerdeki aşk ile medeniyet ateşini yakmaya yarayacak olan bu büyülü şey şiirdir.
Bundandır ki “Şiir bir an evvel geri gelmelidir”.

Arkeoloji dünyasında Beşiktaş heyecanı

Durun hemen heyecanlanmayın sevgili arkeoloji ile ilgilenenler. Beşiktaş ve Arkeoloji kelimesi heyecan tanımlaması ile yan yana gelince sizinde aklınıza Şampiyonlar ligi gelmedi demeyin lütfen. Ne yalan söyleyelim bu başlık ile sunulan haberi okumadan aklımıza Vodafone Arena, Şampiyonlar Ligi ve Monaco maçı geldi. Acaba dedik, stat inşaatı sırasında bulunan kalıntılarda Beşiktaş’ın tarihi antik dönemlere götüren bulgulara mı ulaşıldı; Şampiyonlar Ligi maçında Arkeologlara bir sürpriz mi var; Vodafone Arena’da Arkeoloji ile ilgili özel bir alan mı oluşturulacak? En fazla bu bağlantıları kurabildiğimiz haberi okumanın daha mantıklı olacağına kanaat getirdik. İlgili haberi okuduğumuzda, başta tarihe olmak üzere sosyal bilimlere ait bilgilerde çok önemli değişiklere yol açabilecek bir arkeolojik keşfin yapıldığına ulaştık.  iyiturks
İşte o haberler;
İstanbul’da Türklerin İlk İzleri
Beşiktaş’taki metro kazısında tarihi değiştirecek bir keşif yapıldı. Eski Türk ve Altay kültürüne ait 3 bin 500 yıllık kurgan tipi 35 mezar bulundu.
BEŞİKTAŞ’ta Barbaros Bulvarı’nın hemen yanında süren metro istasyon inşaatında çıkan buluntular İstanbul tarihini değiştirecek bilgileri gün ışığına çıkardı. Metro kazısında şu anda yaklaşık 3 bin 500 yıllık, İstanbul’un en eski mezarlığı kazılıyor. Şimdiye kadar 35 mezar tespit edildi. Kuzey Karadeniz step kültürüne yani eski Türk ve Altay kültürüne ait kurgan tipi mezarlığın ortaya çıkması bilim dünyasını da heyecanlandırdı.
Beşiktaş’taki arkeolojik kazı sonuçları Türklerin Anadolu’ya girişini 1071 Malazgirt Savaşı’na bağlayan geleneksel tarih bilgisini de sorgulama noktasına getirdi. Şu anki mevcut bulgular ışığında tarihlemenin son tunç çağı ile demir çağının başlangıcı (MÖ 1200 - 1500) olduğu düşünülüyor.
Kurgan Mezarlar
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın özel izni ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü Zeynep Kızıltan eşliğinde Beşiktaş’taki kazı alanına girdik. Alanda çok sayıda işçi ve arkeolog görev yapıyor. Kazı alanının ilk bakışta onlarca dairesel planlı taş yığınlarından oluştuğu görülüyor. Kızıltan, buranın İstanbul’un bilinen en eski mezarlığı olduğunu anlatıyor. Dairesel planlı taş yığınlarının Kuzey Karadeniz step yani eski Türk ve Altay kültürlerine ait ölü gömme âdeti olan ‘kurgan’ tipi mezarlar olduğu belirtiliyor. Arkeologlar bu mezarların etnik olarak kimlere ait olabileceğini bu noktada söylemelerinin zor olduğunu ifade etseler de Türklerin 10. yüzyıla kadar kurgan mezar âdetini devam ettirdikleri bilimsel kaynaklardan anlaşılıyor. Mezar iskeletleri üzerinde antropologların çalışmaları neticesinde ortaya çıkacak analiz sonuçları bu mezarlıkta yatan en eski İstanbulluların kökenlerini tam olarak öğrenmemizi sağlayacak. Orta Asya ve step kültürü ile ilgili bilimsel kaynaklar erken tunç (MÖ 3000) dönemlerinde görülen kurgan tipi ölü gömme âdetinin Oğuzlar, Hunlar, Göktürkler gibi önemli Türk boyları tarafından kullanıldığını gösteriyor.
Kremasyon Da Var
Kavimler Göçü’nden önce tunç çağı döneminde de steplerden bir göç dalgası olduğu Balkanlar’daki kurgan mezar tiplerinden de biliniyordu. Beşiktaş’taki buluntuların da bu göç dalgasının sonucu olduğu ve o dönemki tatlı su kenarına yerleştikleri sanılıyor. Bugüne kadar İstanbul’da ilk kurgan mezar Silivri’de yine İstanbul Arkeoloji Müzesi kazılarında ortaya çıkarılmıştı. Şimdi Beşiktaş’taki kurgan mezarlık ile Silivri’deki mezar arasında nasıl bir ilgi olduğu araştırılacak. Bugüne kadar 35 kurgan tipi mezar Beşiktaş’ta tespit edildi. Bazı mezarlarda urne tipi kaplar içinde yakılmış kemikler bulundu.

Buğday Filmi : Kötülüğe Yapılmış Bir İyilik

Güne Semih Kaplanoğlu ile yapılmış röportajın etkisi ile başladık. Bu röportaj sayesinde son filmi Buğday ile tanıştık. Fragmanı izledik ve etkilenerek bu yazıyı kaleme aldık.
Film etkileyici ve iz bırakıcı bir potansiyel barındırıyor. Farklı gündemlere, algılara yenik düşmezse dünya genelinde ilgi uyandıracak ve bir şeylere itki yapacak güçte. Ve tahmin ediyoruz ki bu enerji ile beklentileri bir hayli aşacak kadar seyirciyi salonlara çekebilecek.
Tabii ki tüm bunları kısacık bir fragmanın etkisi ile söylüyoruz. Fragmandaki dil, akıcılık ve vaat edilen hikâye, Filmde süreklilik, bütünlük, tutarlık sağlayabilirse, sinemanın büyülü diline erişip kişileri kendine çekebilecektir.
Bu yazıyı yazmaya gerekçe filmin salt eleştirisini yapıp, gişedeki performansını tahmin etmek değil. Bu yazıyı yazma gerekçemiz fragmanın üstümüzde yarattığı etki ve aklımıza uçuşan düşüncelerdir. Fragmanı izlerken aklımıza düşenler ve sonrasında hakkında daha ayrıntılı bilgiler edinmeye sürükleyenler şu şekilde kâğıda dökülmekte:
Buğday filmi; "Kötülüğe yapılmış bir iyilik, iyilik aşısıdır.” Küçük küçük dallarına, rastgele; Hiç bir umut, hiç bir gaye beslemeden. Refleks gibi, istem dışı gibi bir hal, davranış. Hayal aleminde, rüyada, hipnoz edilmiş bir dimağda kendiliğinden gelişen bir eylem. Geleceğin kötülüklerin hakim dünyasına ekilen iyilik tohumları; En çorak, en kuytu, en verimsiz yerlerine. Karanlık bir sayfada, ufak bir umut, bir beklenti, bir aşk. Mutlaka bir yerde, bir zamanda bu aşılar tutacak, bu tohumlar patlayacak; İyiliğin filizleri boy atacak, dallanacak katı inancı ile.”
Bu salt iyilik itkisi geleceğe, aşkı, sevgiyi, umudu taşıyacak ve patlak veren, göz veren filizlere can katacak, rızk olacak, insan medeniyetinde boylanacaktır.
İlahi bir adalet mi, yoksa kısmetli bir başlangıç mıdır bilinmez, kötülüğe yapılan bu iyilik ilk tomurcuklarını, ilk filizlerini Adana Film festivalindeki ödül töreninde vermeye başladı. Filmin yönetmeni Semih Kaplanoğlu'na yapılan Salt kötülük film tanıtımına büyük katkı yaptı, gelişip, serpilmesi ve kendini ifade edebilmesi için alan açtı, avantajlı ön girizgâh yaptı.
Evet! Fragmandan sonra aklımızda uçuşanlar, bu kelimelerle hayat bulanlar. Filmi izlemek nasip olursa, zaman bizi olmamız gereken noktalara götürecek ve filmin hakikatini onunla seyre dalacağız.
iyiturks